1. CİLT

Hadis Tarihi, Bazı Hadis Meseleleri, Hz. Peygamber'in İlmi Yayma Tedbirleri

2. CİLT

Kur'ân ve Sünnete Sarılma, İtikaf', İhyâ'u'l-Mevat, Îlâ, İsim ve Künye, Kaplar, Ecel ve Emel, Ebeveyne İyilik

3. CİLT

Bey(Alım Satım),Cimrilik,Bina, Tefsir

4. CİLT

Kur'an'ın Tilaveti ve Kıraatı,Tevbe,Rüya, İflâs

5.CİLT

Ölümü Temenni, Teşekkür, Cihad, Cidal ve Mirâ, Hacc ve Umre

6. CİLT

Hidane,Hased, Hırs, Haya, Hulk(Huy), Korku, Alemin Yaradılışı, Hilafet ve İmamet, Hul, Dua

7. CİLT

Diyetler, Borç ve Ödeme Âdabı, Zebâih (Kesimler),Dünyanın ve Yeryüzündeki Bazı Yerlerin Zemmedilmesi,Rahmet, Rıfk, Rehin, Riya, Zekât,Zinet

8. CİLT

Sehavet ve Kerem, Sefer (Yolculuk) Âdâbı, Müsâbaka ve Atıcılık, Sual, Sihir ve Kehanet, İçecekler,Şirket, Şiir,Namaz,

9. CİLT

Oruç, Sabır

10. CİLT

Sıdk (Doğruluk), Sadaka ve Nafaka, Sıla-i Rahm, Sohbet, Mehir, Av, Allah'ın Sıfatları, Misafirlik (Ziyafet), , Taharet

11. CİLT

Yiyecekler, Tıb ve Rukye, Talâk (Boşanma), Zıhâr, İlim, Af ve Mağfiret, Âzad Etme

12. CİLT

İddet ve İstibra, Ariyet, Umrâ ve Rukba, Gazveler,Kıskançlık,Gadab (Öfke), Gasb,Gıybet ve Nemine,Musiki ve Eğlence, Gadr (Vefasızlık), Fezâil

13. CİLT

Feraiz ve Mevaris (Miraslar), Fitneler Hevalar ve İhtilaflar, Kader

14. CİLT

, Kaza (Dava) ve Hüküm, Katl, Kısas, Kasâme, Mudarabe, Kıssalar, Kıyamet, Kesb (Kazanç), Yalan

15. CİLT

Kebair, Libas (Giyecekler), Lukata (Bulutular), Lian, Lakît, Oyun ve Eğlence, Lanetleme ve Sövme, Mev'izeler, Muzaraa (Ziraî Ortaklık), Medh, Mizah ve Şakalaşma, Ölüm, Mescidler, Peygamberlik, Nikah

16. CİLT

Nikah, Nezr (Adak, Niyet ve İhlas, Nasîhat ve Meşveret, Nifak, Yıldızlar, Hicretler, Hediye, Hibe, Vasiyet, Vaad, Vekâlet, Vakıf, Yemin, İlaveler, Taharet, Namaz, Ezan

17. CİLT

Bu cild İbn Mace’nin Sünenine aittir. Mescidler ve Cemaatler, Namazı Eda ve Namazın Sünnetleri, Cenaze, Oruç, Zekat, Nikah (Evlenme), Talak, Kefaretler, Ticaretler, Ahkâm, Hibeler, Sadakalar, Rehinler, Şuf'a, Lukata (Buluntular), Köle Azad

    Hadis Ansiklopedisi | 15. CİLT

BEŞİNCİ FASIL: PEYGAMBERLİK MÜHRÜ VE MÜTEFERRİK ŞEYLER

ـ5542 ـ1ـ عن عبْدُ اللَّهِ بن سَرْجِسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنه قال: ]أكَلْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ # خُبْزاً وَلَحْماً، وَقُلْتُ يَارَسُولَ اللَّهِ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ. قَالَ: وَلَكَ. فَقِيلَ لَهُ: اِسْتَغْفَرَ لَكَ رَسُولُ اللَّهِ #. فقَالَ: نَعَمْ وَلَكَ. ثُمَّ تََ: وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ اŒية: قالَ: ثُمَّ دُرْتُ خَلْفَهُ فَرَأيْتُ خَاتَمَ النُّبُوَّةِ بَيْنَ كَتِفَيْهِ عِنْدَ نَاغِض كَتِفِيهِ الْيُسْرى جَمْعاً، عَلَيْهِ خَيَنٌ كَأمْثَالِ الثَّآلِيلِ[. أخرجه مسلم.»نَاغَضُ الْكتِفِ« طرف العظم العريض.و»الجمعُ« قال الحميدي لعله عنى جمع الكف وهو جمعها وعطف أصابعها الى باطن الكف.و»الْخِيَنُ« جمع خال وهو الشامة

.1. (5542)- Abdullah İbnu Sercis (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte ekmek ve et yedim ve: "Ey Allah'ın Resulü! Allah seni mağfiret buyursun!" dedim. Bana: "Seni de!"  diye karşılıkta bulundu."

Ravi der ki: "(İbnu Sercis'e): "Resulullah sana istiğfarda mı bulundu?" diye soruldu. O: "Evet, "Seni de!" dedi" diye cevap verdi ve sonra şu ayeti okudu. (Mealen): "Kendi günahın için de, mü'min erkek  ve mü'min kadınlar için de Allah'tan af dile..." (Muhammed 19). İbnu Sercis devamla dedi ki:

"Sonra etrafında döndüm, iki omuzu arasında peygamberlik mührünü gördüm. Sol kürek kemiğinin geniş tarafında idi, yumruk gibi ve üzerinde siğiller emsali benler vardı." [Müslim, Fezail 112, (2346).]

AÇIKLAMA:

Rivayetler, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın iki omuzu arasında bir peygamberlik mühründen haber verir. Müslim'in bir diğer rivayetinde bunun, keklik yumurtası büyüklüğünde olduğu ifade edilir. Ancak sadedinde olduğumuz rivayet onu yumruya benzetmektedir. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ), bu mührün Aleyhissalâtu vesselâm'ın ölümüyle birlikte kaybolduğunu belirtir.

Kâdi Beyzavî, eski ümmetlerin kitaplarında bu mühürden bahsedilip, tavsif edildiğini, geleceği haber verilen peygamberin bilinmesinde bir alâmet olarak ondan bahsedildiğini söyler. Kâdi, bu mührün, nübüvveti gelebilecek arazlardan korumaya matuf olduğunu belirtir, tıpkı mühürle koruma altına alınan vesaik gibi.

Bu mührü, Aleyhissalâtu vesselâm doğuştan mı getirdi, doğumla birlikte mi veya göğsü yarılınca mı veya peygamberlik gelince mi konulduğu hususlarında muhtelif görüşler var. İbnu Hacer, göğsün yarılması anında konmuş olma görüşünü daha sıhhatli bulur.

ـ5543 ـ2ـ وعن جابِرِ بْنِ سَمُرَة رَضِيَ اللَّهُ عَنه قال: ]كَانَ خَاتَمُ النُّبُوَّةِ بَيْنَ كَتِفِى رَسُولِ اللَّهِ # غُدَّةً حَمْرَاءَ مِثْلَ بَيْضَةِ الْحَمَامِ[. أخرجه الترمذي

.2. (5543)- Cabir İbnu Semüre  (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın peygamberlik mührü, iki omuzu arasında idi. Tıpkı bir güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızı bir yumru (gudde=bez) idi." [Tirmizî, 42, (3647).]

AÇIKLAMA:

Bu hadiste, nübüvvet mührü guddeye benzetilmiştir. Gudde dilimizde  bez kelimesiyle karşılanır. Vücutta, derinin altında hasıl olan  yumruya denir. Üzerinden elle dokunulunca yerinde biraz oynar. Sözgelimi çıban yumrusu gibi sabit değildir.

ـ5544 ـ3ـ وعن أبي هريرة رَضِيَ اللَّهُ عَنه قال: ]مَا رَأيْتُ أحْسَنَ مِنْرَسُولِ اللَّهِ # كأنَّ الشَّمْسَ تَجْرِي في وَجْهِهِ، وَمَا رَأيْتُ أحَداً أسْرَعَ في مِشْيَتِهِ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ #. لَكَأنَّمَا ا‘رْضُ تُطْوَى لَهُ. كُنَّا إذَا مَشَيْنَا مَعَهُ نُجْهِدُ أنْفُسَنَا، وَإنَّهُ لَغَيْرُ مُكْتَرِثٍ[. أخرجه الترمذي

.3. (5544)- Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan daha güzelini hiç görmedim. Sanki güneş mübarek yüzlerinde yürüyor gibiydi. Yürürken Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan daha hızlı yürüyen kimse de görmedim. Sanki yer O'nun ayağı altında dürülüyor gibiydi. Biz O'nunla  beraber yürürken kendimizi zorlardık. O ise, aldırmazdı." [Tirmizî, Menakıb 26, (3650).]

ـ5545 ـ4ـ وعن عائشة رَضِيَ اللَّهُ عَنها قالت: ]كَانَ رَسُولُ اللَّهِ # يُحَدِّثُ حَدِيثاً لَوْ عَدَّهُ الْعَادُّ ‘حْصَاهُ. كَانَ َ يَسْرُدُ الْحَدِيثُ كَسَرْدِكُمْ[. أخرجه الخمسة إ النسائي

.4. (5545)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) konuşurken (ağır ağır konuşurdu. Öyle ki) eğer biri çıkıp, kelimeleri saymak istese sayardı. O, sözü  sizin gibi peş peşe getirmezdi." [Buharî, Menakıb 23; Müslim, Fezailu's-Sahabe 19, (2493); Zühd 71; Tirmizî, Menakıb 20, (3643); Ebu Davud, İlim 7, (3654, 3655).]

ـ5546 ـ5ـ وعن أنسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنه قال: ]كَانَ رَسُولُ اللَّهِ # يُعِيدُ الْكَلِمَةَ ثَثاً لِتُعْقَلَ عَنْهُ[. أخرجه الترمذي .

5. (5546)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), söylediği  bellensin diye kelamını üç kere tekrar ederdi." [Tirmizî, Menakıb 21, (3644).]

ـ5547 ـ6ـ وعن عبداللَّهِ بن سَمٍ قال: ]كَانَ رَسُولُ اللَّهِ # إذَا جَلَسَ يَتَحَدَّثُ يُكْثِرُ أنْ يَرْفَعَ طَرْفَهُ الى السَّمَاءِ[. أخرجه أبو داود

.6. (5547)- Abdullah İbnu Selam (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), oturup konuştuğu zaman, (vahiy bekleyerek veya Mele-i A'la'ya iştiyak duyarak) çok sık nazarını semaya çevirirdi."  [Ebu Davud, Edeb 21, (4837).]

ـ5548 ـ7ـ وعن أنسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنه قال: ]كَانَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ تبْسُطُ لِرَسُولِ اللَّهِ # نِطْعاً فَيَقِيلُ عِنْدَهَا، فإذَا قَامَ أخَذَتْ مِنْ عَرَقِهِ وشَعْرِهِ فَجَمَعَتْهُ في قَارُورَةٍ، ثُمَّ جَعَلَتْهُ في سَكٍّ، فَلَمَّا حُضِرَ أنَسٌ رَضِيَ اللَّهُ عَنه أوْصىَ أنْ يُجْعَلَ فِي حُنُوطِهِ مِنْ ذلِكَ السَّكِّ[. أخرجه الشيخان والنسائي.                   »السَّكُّ« شئ يتطيب به

.7. (5548)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "(Annem) Ümmü Süleym, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) için yere bir post serer, O da üzerinde kaylule (öğle uykusu) kestiridi. Aleyhissalâtu vesselâm uyanınca annem O'nun terini ve kıllarını toplardı. Bunları bir şişede toplar, sonra  onu sürünme maddesine katardı."

(Ravi devamla der ki: "Hz. Enes (radıyallahu anh)  muhtazar (can çekişme halinde) olunca kefenine sürülecek hanûta bundan katılmasını vasiyet etti." [Buharî, İsti'zan 41; Müslim, Fezail 84, (2331); Nesâî, Zinet 119, (8, 218).]

AÇIKLAMA:

1- İbnu Hacer, Resulullah'ın saç kıllarının toplanması ile terinin toplanmasını, başka rivayetlerdeki sarahate dayanarak, ayrı ayrı zamanlara hamleder: Sıcak mevsimde öğle uykusundaki terin toplanması ayrı bir hadisedir. Ümmü Süleym'e kocası Ebu Talha'nın Aleyhissalâtu vesselâm'ın tıraşından sonra elde ettiği saçları vermesi ayrı hadisedir. Rivayetten de anlaşılacağı üzere Ümmü Süleym bunları teberrüken biriktirmiştir. Resulullah'ın Haccetü'l-Veda'da, Mina'da tıraş olduğu gözönüne alınınca, hadiste mevzubahis olan kıssanın Veda haccında sonra cereyan ettiği anlaşılır.

Hadisin bir başka veçhinde,  her toplama anında Aleyhissalâtu vesselâm'ın uyandığı ve: "Ey Ümmü Süleym! Nedir  bu yaptığın?" diye  sorduğu, "Bu terinizdir, bunu tîbımıza (sürünme maddesi) koyuyoruz, bu bizim en güzel tîbımız oluyor" cevabını aldığı belirtilir. Diğer bazı rivayetlerde Aleyhissalâtu vesselâm'ın, bu davranışı  tebessümle karşıladığı ve te'yid ettiği  tasrih edilmiştir.

2- Hadis, büyüklerin, tanıdığı kimselerin evlerinde kaylûle yapmasının cevazına delil olmaktadır. Bu davranışta sevginin te'yidi ve te'kidi vardır. Ayrıca hadis, insan ter ve saçının temiz olduğuna delil olmaktadır.

ـ5549 ـ8ـ وعن أنسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنه قال: ]كَانَ فَزَعٌ بِالْمَدِينَةِ، فَاسْتَعَارَ رَسُولُ اللَّهِ # فَرَساً مِنْ أبِي طَلْحَةَ يُقَالُ لَهُ الْمَنْدُوبُ، فَرَكِبَهُ! فَلَمَّا رَجَعَ قَالَ: مَا رَأيْنَا مِنْ شَىْءٍ، وإنْ وَجَدْنَاهُ لَبَحْراً[

.8. (5549)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Medine'de bir panik olmuştu. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), Ebu Talha (radıyallahu anh)'dan el-Mendub denen (ağır yürüyüşlü) atını istiareten aldı ve bindi. Dönüşünde: "Bir şey görmedik. Ancak atı çok hızlı bulduk" buyurdu."

ـ5550 ـ9ـ وفي رواية: ]كَانَ رَسُولُ اللَّهِ # أحْسَنَ النَّاسِ، وَكَانَ أجْوَدَ النَّاسِ وَأشْجَعَ النّاسِ، وَلَقَدْ فَزِعَ أهْلُ الْمَدِينَةِ ذَاتَ لَيْلَةٍ. فَانْطَلَقَ نَاسٌ قِبَلَ الصَّوْتِ فَتَلَقَّاهُمُ النَّبِىُّ # رَاجِعاً، وَقدْ سَبَقَهُمْ وَاسْتَبْرأ الْخَبَرَ، وَهُوَ عَلى فَرَسٍ ‘بِى طَلْحَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنه عُرْيٍ، وَفي عُنُقِهِ السَّيْفُ، وَهُوَ يَقُولُ: لَنْ تُرَاعُوا، لَنْ تُرَاعُوا؛ وقَال: وَجَدْنَاهُ بَحْراً، وَكانَ فَرَساً يُبَطَّأُ[. أخرجه الخمسة إ النسائي.يقال: »فَرَسٌ بَحْرٌ« إذا كان واسع الجري.و»اسْتَبْرَأ الْخَبَرَ« كشفه وحققه

.9. (5550)- Bir başka rivayette şöyle gelmiştir: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) insanların en iyisi, en cömerdi ve en şecaatlisi idi. Nitekim bir gece, Medine halkı umumi bir korku yaşamıştı. Halk (korkusunun kaynağı olan) sesin geldiği tarafa yöneldi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ise, herkesten  önce o cihete gitmiş, haberi tahkik etmiş ve geri dönmüştü, onları yarı yolda karşıladı. Ebu Talha (radıyallahu anh)'nın çıplak atı üzerinde idi. Boynunda kılıncı asılıydı. Şöyle diyordu:

"Korkulacak bir şey yok, korkulacak bir şey yok."

Sonra, "Bu atı pek hızlı bulduk" dedi. Halbuki at, ağır yürürdü." [Buharî, Cihad 46, 82; Müslim, Fezail 48, (2307); Ebu Davud, Edeb 87, (4988); Tirmizî, Cihad 14, (1685).]

ـ5551 ـ10ـ وعن عائشة رَضِيَ اللَّهُ عَنها قالت: ]مَا خُيِّرَ رَسُولُ اللَّهِ # في أمْرَيْنِ إَّ أخَذَ أيْسَرَهُمَا، مَا لَمْ يَكُنْ إثْماً، فإنْ كَانَ إثْماً كَانَ أبْعَدَ النّاس مِنْهُ، وَمَا انْتَقَمْ لِنَفْسِهِ مِنْ شَىْءٍ قَطُّ إَّ أنْ تُنْتَهَكَ حُرْمَةُ اللَّهِ، فَيَنْتَقِمُ للَّهِ[. أخرجه الثثة وأبو داود

.10. (5551)- Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) iki iş arasında muhayyer bırakılırsa, mutlaka en kolayını tercih ederdi. Yeter ki bu günah olmasın. Eğer bir iş günah idiyse, günaha karşı insanın en uzak duranı idi. Aleyhissalâtu vesselâm kendisi için hiç intikam aramadı. Ama Allah'ın bir haramı ihlal edilince o zaman Allah için intikam alırdı." [Buhârî, Menâkıb 234, Edeb 80, Hudud 10, 42; Müslim, Fezâil 77, (2327); Muvatta, Husnü'l-Hulk 2, (2, 903); Ebu Davud, Edeb 5, (4785).]

AÇIKLAMA:

1- Bu hadis, Aleyhissalâtu vesselâm'ın ahlak-ı şeriflerinden mühim bir prensibi  belirtmektedir: Günaha  düşülmediği müddetçe  kolayı tercih etmek. Tercih edilecek olan daha kolay, günah olacaksa onu tercih etmiyor, şiddetli ve zor da olsa, günah olmayanı arıyor. Hadiste, muhayyer bırakanın kim olduğu belirtilmiyor, mübhem bırakılıyor. Bu, hadisin anlaşılmasına vüs'at kazandırıyor: Allah tarafından muhayyer bırakılma da mümkün, insanlar tarafından muhayyer bırakılma da mümkün. Ancak, Allah tarafından günahla sevap arasında muhayyer bırakılmayacağına dikkat çekilmiştir.

Şahsı için intikam almamış olmasını, bazı alimler "mala müteallik meselelerde" diye kayıtlamışlardır. Bu hususu, hadisin bir başka veçhi biraz daha açık olarak şöyle ifade eder: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir Müslümanın ismini sarih olarak zikredip hiç  lanette bulunmadı, eliyle de asla vurmadı. Allah yolunda olunca o başka. Keza kendisinden hiçbir talebi asla geri çevirmedi, yeter ki günah bir talep olmasın. Hiçbir sebeple şahsı için intikam da almadı. Ancak Allah'ın haramlarını ihlal edenlerden, Allah için intikam aldı."

2- Hadis, kolayı varken zoru terketmeye ve kolay olanı almaya teşvik etmektedir. Muzdar kalınmayan şeyde ısrar etmeyip, terketmeye de teşvik var.

Ayrıca hata  olduğu zahir olmadıkça  ruhsatla amelin mendub olduğu da görülmektedir. Bir de hukukullaha girmeyen hususlarda affetmeye teşvik var.

ـ5552 ـ11ـ وعن جابرِ بن سَمُرَة رَضِيَ اللَّهُ عَنه قال: ]صَلَّيْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ # صََةَ ا‘ولىَ، ثُمَّ خَرَجَ الى أهْلِهِ وخَرَجْتُ مَعَهُ، فَاسْتَقْبَلَهُ وُلْدَانٌ، فَجَعَلَ يَمْسَحُ خَدَّىْ أحَدِهِمْ وَاحِداً بَعْدَ وَاحِدٍ، وَمَسَحَ خَدِّى فَوَجَدْتُ لِيَدِهِ بَرْداً ورِيحاً كأنَّمَا أخْرَجَهَا مِنْ جُؤْنَةِ عَطَّارِ[. أخرجه مسلم.»جُؤْنَةُ الْعَطَّارِ« هى التي يعدّ فيها الطيب ويدخره

.11. (5552)- Cabir İbnu Semüre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resuulllah (aleyhissalâtu vesselâm)'la birlikte ilk namazı kıldım. Sonra Aleyhissalâtu vesselâm ehline gitti. Onunla ben de çıktım. Onu bir kısım çocuklar karşıladı. Derken onların yanaklarını  bir bir okşamaya başladı. Benim yanağımı da okşadı. Elinde bir serinlik ve hoş bir koku hissettim. Elini sanki attar  havanından çıkarmış gibiydi." [Müslim, Fezail 80, (2329).]

ـ5553 ـ12ـ وعن ابن أبي اَوْفىَ رَضِيَ اللَّهُ عَنهما قال: ]كَانَ رَسُول ُاللَّهِ # يُكْثِرُ الذِّكْرَ، وَيُقِلُّ اللَّغْوَ، وَيُطِيلُ الصََّةَ، وَيُقَصِّرُ الْخُطْبَةَ، وََ يَأنَفُ أنْ يَمْشِيَ مَعَ ا‘رْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ، فَيَقْضِي لَهُمَا الْحَاجَةَ[. أخرجه النسائي.»اللَّغوُ« الهذر من القول

.12. (5553)- İbnu Ebi Evfa (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), zikri çok yapar, lağvı (hoş sözü) de az yapardı, namazı uzatırdı, hutbeyi de kısa yapardı. Dul ve miskinlerle beraber yürümekten ar duymazdı, onların ihtiyaçlarını mutlak yerine getirirdi." [Nesâî, Cuma 31, (3, 109).]

ـ5554 ـ13ـ وعن أنسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنه قال: ]مَشَيْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ # وَعَليْهِ بُرْدٌ نَجْرَانِىٌّ غَلِيظُ الْحَاشِيَةِ، فأدْرَكَهُ أعْرَابِىٌّ فَجَبَذَهُ جَبْذَةً شَدِيدَةًحَتّى نَظَرْتُ الى صَفْحَةِ عُنُقِهِ، وَقَدْ أثَرَ فيهِ حَاشِيَةُ الْبُرْدِ مِنْ شِدَّةِ جَبَذَتِهِ. ثُمَّ قَالَ: يَا مُحَمّدُ، مُرْ لِي مِنْ مَالِ اللَّهِ الّذِي عِنْدَكَ فَالْتَفَتَ إلَيْهِ وَضَحِكَ. ثُمَّ أمَرَ لَهُ بِعَطَاءٍ[. أخرجه الشيخان

 

.13. (5554)- Hz. Enes anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)' la birlikte yürüdüm. Üzerinde kenarı  sert necranî bir hırka vardı. Ona bir bedevi arkadan yetişerek hırkadan tutup şiddetle çekti. Boynunun derisine baktığımızda şiddetle çekilen hırkanın kenarının zedeleyip iz bıraktığını gördüm. Bedevi:

"Ey Muhammed! Yanındaki Allah'ın malından bana da verilmesini emret" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm ona yönelik baktı ve güldü. Sonra da bir ihsanda bulunulmasını emretti." [Buharî, Libas 18, Humus 19, Edeb 68).]

 

ـ5555 ـ14ـ وعنه رَضِيَ اللَّهُ عَنه قال: ]كَانَ رَسُولُ اللَّهِ # إذَا صَلّى الْغَدَاةَ جَاءَ خَدَمُ الْمَدِينَةِ بِآنِيَتِهِمْ فيهَا الْمَاءُ فَŒَ يَأتُونَهُ بِإنَاءٍ إَّ غَمَسَ فيهِ يَدَهُ، وَرَبَّمَا جَاءَهُ في الْغَدَاةِ الْبَارِدَةِ فَيَغْمِسُ يَدَهُ فيهِ[. أخرجه مسلم .

14. (5555)- Yine Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) sabah namazını kılınca, Medine'nin  hizmetçileri ellerinde su bulunan kaplar olduğu halde kendisine gelirlerdi. Aleyhissalâtu vesselâm da hiçbirini ihmal etmeden kaplara elini batırırdı. Bazan sabahları hava soğuk olurdu. Aleyhissalâtu vesselâm yine de elini suya batırırdı." [Müslim, Fezail 74, (2324).]

 

ـ5556 ـ15ـ وعن الخُدْرى رَضِيَ اللَّهُ عَنه قال: ]بَيْنَا رَسُولِ اللَّهِ # يَقْسِمُ قِسْماً أقْبَلَ رَجُلٌ فَأكَبَّ عَلَيْهِ فَطَعَنَهُ # بِعُرْجُونِ كَانَ مَعَهُ كَانَ فَجَرَحَ وَجْهَهُ. ثُمَّ قَالَ لَهُ: تعالَ فَاسْتَقِدْ. قَالَ: بَلْ عَفَوْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ[. أخرجه أبو داود والنسائي.

 

 

15. (5556)- Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bir taksimde bulunduğu bir sırada, bir adam gelerek  üzerine eğildi. Aleyhissalâtu vesselâm da elindeki  hurma dalını adama dürtüp yüzünden yaraladı. Sonra da: "Gel! Kısas yap!" buyurdu.  Adam:

"Affettim ey Allah'ın Resulü!" dedi." [Ebu Davud, Diyat 15, (4536); Nesâî, Kasame 20, (8, 32).]

 

 


Önceki Başlık: DÖRDÜNCÜ FASIL: ALEYHİSSALÂTU VESSELÂM'IN SIFATLARI VE AHLÂKLARI
Sonraki Başlık: İKİNCİ BAB: ALEYHİSSALATU VESSELAM'IN ALÂMETLERİ

Kütüb-i Sitte eseri AKÇAĞ BASIM YAYIM PAZARLAMA A.Ş. izniyle sitemize eklenmiştir. Kopyalama yapılamaz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Not:Arapça yazılarda, Lam elifler, lam ve elif şeklinde ayrı ayrı olarak görünüyor. Ayrıca başka hatalar da olabilir. Bu açıdan okuyucularımızın bunu dikkate almalarını istirham ederiz.